mahzen

Bugün : 22 Eylül 2017 Cuma









 

2000  Lİ YILLARDA TÜRK ŞARAPCILIĞI

Anadolu tarihi ve şarap... Şarap tarihi ve Anadolu... İnsanlığın çok eski dönemlerinden, M.Ö. 4000'den bu yana birbirinden ayrılamayacak kadar içiçe geçmiş iki unsur. Arkeolojik kazılarda çıkarılan binlerce yıllık kadehler ve testiler, İyonya döneminden kalma dünyanın en eski amforaları, Hitit Krallarını Tanrılara içki sunarken gösteren resimler, üzerinde üzüm salkımı bulunan Kilikya sikkeleri, efsaneler, yazıtlar...Kimi zaman Tanrılara sunulan bir lütuf, kimi zaman törenlerde ve kutlamalarda içilen ve neşe veren bir içki, kimi zamansa şifa veren bir ilaç ya da ticari bir mal olmuş şarap, ama her zaman tarih sahnesinde yer almış ve tüm önemli olaylara tanıklık etmiş. Türkiye'nin üzerinde bulunduğu Anadolu toprakları, bağcılığın, şarap üretimi ve ticaretinin önemli bir merkezi olmuştur. Peki ya bugün? Türk şarabı bu denli görkemli bir geçmişe ve bu büyük kültür mirasına sahip çıkabiliyor mu?

Türkiye, bağcılık alanında dünyanın en önemli ülkelerinden biridir. 600.000 hektarlık bağ alanı ile dünya sıralamasında 4., yaş üzüm üretiminde ise 5. sırada yer almaktadır. Ancak, bu geniş bağlardan elde edilen üzümlerin büyük bir çoğunluğu sofralık olarak tüketilmekte, kurutulmakta, pekmez ve pestil gibi çeşitli ürünlerin yapımında kullanılmakta ve ancak %2'si şaraba işlenmektedir. Ülkenin 33 milyon litrelik şarap üretimi, dünya üretiminin ancak binde birine karşılık gelir. Hiç şüphesiz, üretim rakamlarının düşüklüğü şaraba olan talebin azlığından kaynaklanmaktadır. Daha çok rakı ve bira içmeyi yeğleyen Türk insanının yıllık şarap tüketimi, en iyimser bakış açısı ile, kişi başına 0.8 litreyi geçmez. Bu tüketim, Fransa'nın 65, İspanya'nın 39, Yunanistan'ın 31 litrelik tüketim rakamlarıyla kıyaslandığında çok düşük kalmaktadır.

İslam dininin şarap içmeyi yasaklamış olmasının bu talep eksikliğindeki rolü yadsınamaz. Ancak, unutulmamalıdır ki, Osmanlı Dönemi'nin şeriat yönetimi altında dahi, şarap üretimi tamamen yasaklanmamıştır. Dönem dönem muhafazakar çevrelerin Osmanlı sultanlarına yaptıkları baskılar sonucu şarap tüketimi kesintiye uğramış olsa da, içki tüketilen lokallerden alınan vergilerin hazine için önemli bir kaynak oluşturması, bu yasakların zamanla yumuşamasına yol açmıştır. O dönem, Müslüman olmayan azınlıkların elinde bulunan şarap üretimi, yasaklı yıllarda, kaçınılmaz bir şekilde azalmış, ancak, üzüm üretiminin devam etmesi ve bağların sökülmemiş olması şarapçılığın yeniden canlandırılmasında önemli rol oynamıştır. Hatta, 19. yüzyılın sonunda, floksera hastalığı nedeniyle Avrupa'da şarap üretiminin çok azaldığı bir dönemde, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Avrupa'ya büyük miktarlarda şarap ihraç edilmiştir. Şaraba ve diğer içkilere getirilen son yasak, 1920 yılında, Kurtuluş Savaşı sırasında olmuş, şarabın çalkantılarla dolu tarihinin istikrarlı bir döneme girmesi ancak 1923'de Cumhuriyet'in ilanından sonra mümkün olabilmiştir. O tarihe kadar, Rum ve Ermeni vatandaşların yürüttükleri şarap üretimine Türk girişimcileri de ilgi duymaya başlamış ve çeşitli fabrikalar kurulmuştur. Yüksek alkollü içki üretmeye tek yetkili kamu kuruluşu olan TEKEL ise, 1931 yılından itibaren yurdun pekçok köşesinde açtığı fabrikalar ve deneme şarapevleri ile bir yandan şarap üretimine katkıda bulunmuş, bir yandan da, şarap üreten işletmeleri denetleme ve şarap ithalatı konusunda izinler verme yetkisini elinde tutmuştur.

Şarapçılık Bölgeleri
Türkiye şarapçılığını bölgeler itibariyle inceleyecek olursak, şarap üretimininde en gelişmiş bölgelerin, iklim ve toprak koşulları açısından bağcılığa çok müsait olan Marmara Bölgesi, Ege ve İç Anadolu olduğunu görürüz. Türk şaraplarının %40'ının üretildiği Marmara Bölgesi'nde, özellikle Tekirdağ İli ve Mürefte kasabası, şarapçılık açısından önemli merkezlerdir. Mürefte'de, bir zamanlar Rumlara ait olan küçük şaraphanelerde halen bu gelenek sürdürülmekte ve Marmara Bölgesi'nde en fazla bulunan Semillon, Cinsaut gibi yabancı sepajlar ile Yapıncak (beyaz), Adakarası ve Papazkarası (kırmızı) gibi yerli çeşitlerle şarap üretilmektedir. Mürefte yalnızca küçük ölçekli şaraphanelerin yer aldığı bir ilçe değildir. Ülkenin iki şarap devinden biri olan Doluca'nın şarap fabrikası da burada kuruludur. Ayrıca, Türkiye'nin önemli bir sanayi grubu olan Sabancı, yeni yeni adım attığı şarap sektöründeki faaliyetlerini yürütmek için yine Mürefte'yi tercih etmiştir.

Marmara Bölgesi'nin batısında yer alan Gelibolu Yarımadası ise Türk şarapçılığında yeni bir döneme imzasını atan bağlara ev sahipliği yapmaktadır. 1990'lı yılların başında, Nilkut firması tarafından kurulan Cabernet Sauvignon, Chardonnay, Merlot ve Sauvignon Blanc bağları Türkiye'de dünyaca tanınan asil sepajların yetiştirilmesi aşamasında atılan önemli bir adımdır. Bu bağlardan elde edilen ilk Türk Chardonnay'si ve Sauvignon Blanc'ı 1998 yılında, ilk Cabernet Sauvignon 1999'da piyasaya sürülmüş, ilk Türk Merlot'su ise 2000 yılının şerefine yalnızca 2000 adet üretilerek şarapseverlerle buluşmuştur.

Ege Bölgesi daha çok sofralık ve kurutmalık üzüm çeşitlerinin egemen olduğu bir bölge olsa da, şarap üretiminin %20'si bu bölgede gerçekleştirilmektedir. Ege'nin en ünlü ve önemli şaraplık üzümü Muscat ailesinin bir üyesi olan ve İzmir dolaylarında yetişen Misket'dir. Bölgede yetiştirilen diğer çeşitler ise Carignane, Grenache, Merlot, Cabernet Sauvignon ve Semillon gibi yabancı kökenli üzümler ile Çalkarası (kırmızı) ve Sultaniye (beyaz) gibi yerli çeşitlerdir. Ayrıca, yine 1990'lı yıllarda Çeşme'nin Ovacık mevkiinde kurulan Cabernet Sauvignon bağlarından elde edilen üzümlerden, İzmir'in önemli üreticisi Sevilen Şarapçılık ve Denizli'de bulunan Pamukkale şarapçılık da varietal şarap üretmektedir.

Ege Bölgesi'nde de şarapçılıkta ün yapmış, daha çok geleneksel yöntemlerle ev şarabı üreten eski Rum köyleri mevcuttur. Bunlardan ilk akla gelenler, İzmir'in Selçuk İlçesi'ne bağlı Şirince köyü ve kuzey Ege'de bir ada olan Bozcaada'dır.

İç Anadolu Bölgesi, ülkenin şarapçılık açsısından çok önem taşıyan, biri beyaz diğeri kırmızı iki önemli üzüm çeşidinin vatanıdır: Emir ve Kalecik Karası. Emir, özellikle Kapadokya yöresinde yetişen, ancak gün geçtikçe bağ alanı daralan, çok kaliteli şarap veren, beyaz bir üzüm çeşididir. Kalecik Karası ise Ankara çevresinde, özellikle, adını aldığı Kalecik köyünde az miktarda yetişen bir kırmızıdır. Doluca ile birlikte, Türkiye'nin en büyük şarap üretici olan Kavaklıdere firmasının bu üzümle ilgili yaptığı çalışmalar sonucunda, Kalecik Karası şarabı son yıllarda Türkiye'nin en çok aranan şaraplarından biri olmuştur. Daha çok "Anadolu üzümünden Anadolu şarabı" prensibine sadık kalmaya çalışan ve şaraplarında yerli çeşitleri kullanan Kavaklıdere, aynı zamanda Türkiye'de primeur şarap geleneğini ilk uygulayan üreticidir.

İç Anadolu bölgesinden bahsederken, Kapadokya yöresinin sembolü haline gelmiş olan Turasan şaraphanesini belirtmeden geçmemek gerekir. 1943 yılından bu yana bölgede faaliyet gösteren Turasan, Türkiye'nin turistlerce en fazla ziyaret edilen şaraphanesidir. Kapadokya'nın şarapçılık alanındaki diğer bir sembolü Ürgüp'te 1987 yılından bu yana düzenlenen Uluslararası Şarap Yarışması'dır. Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Ofisinin onayı ile TEKEL tarafından organize edilen bu yarışmanın amacı, yabancılara Türk şarabını, yerli şarap üreticilerine de yabancı şarapları tanıma fırsatı vermektir.

İç Anadolu Bölgesi'nden biraz daha doğuya gittiğimizde, Türkiye'nin en kaliteli kırmızı şarap çeşitlerinden Öküzgözü ve Boğazkere'nin yetiştirildiği Diyarbakır ve Elazığ dolaylarına ulaşırız. Türk şarapçılığı açısından çok önemli olan bu bağların yer aldığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri şarap üretim merkezlerine çok uzak bölgelerdir. Bu nedenle, burada yetiştirilen üzümler, her yıl bağbozumunda binlerce kilometre yol katederek, yorucu bir yolculukla batıdaki şarap fabrikalarına ulaşırlar. Bordeaux'nun Cabernet Sauvignon-Merlot'su gibi hep birarada bulunan ve birbirlerini tamamlayan bu iki sepaj, son dönemlerde varietal şarap yapımında da kullanılmaktadır.

Karadeniz Bölgesi, yağışlı geçen yaz ayları nedeniyle şaraplık üzüm yetiştirilmesine pek müsait bir bölge değildir. Ancak, Tokat ve Amasya dolaylarında yetişen Narince buna bir istisna oluşturur. Yıllandırılmaya müsait, kaliteli sek ve dömisek şaraplar veren bu beyaz çeşidin en başarılı üreticisi, aynı zamanda bu bölgenin en önemli ismi olan Diren Şarapçılık'tır

Anadolu ve Trakya'nın dört bir köşesinde 40 kadar üretici tarafından şarap imalatı yapılıyor olsa da, şarap pazarı, yüksek kapasiteyle üretim yapan Doluca ve Kavaklıdere firmalarının dominasyonu altındadır. Dikkat çeken diğer isimler arasında, Diren, Pamukkale, Sevilen, Turasan ve Kutman sayılabilir. Kamu sektörünün şarap üretimi içindeki payı ise gün geçtikçe azalmaktadır. Daha çok ucuz ve yaygın oldukları için tercih edilen TEKEL şarapları, kalite açısından da dinamik özel sektörün gerisinde kalmaktadır.

Türk Şarapçılığında Sorunlar

Sözü edilen büyük ve orta ölçekli üreticiler dışında, küçük ölçekli yerel üreticiler, şaraplarının İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde pazarlanmasında zorluk çekmektedirler. Üretimlerini gerçekleştirdikleri küçük kentler ya da kasabalarda da yerel şarap tüketiminin yetersiz olması sonucunda, çareyi ihracata yönelmekte bulmaktadırlar.

Türk şarap pazarında ithal ürünlerin payı çok cüzi miktardadır. Bunun nedeni de, şarap sektörünün yüksek gümrük duvarlarıyla korunmasıdır. İthalat, TEKEL izniyle, 5 yıldızlı oteller ve turistik restoranlar tarafından yapılabilmekte ve ithal şarapların yalnızca buralarda tüketilmelerine izin verilmektedir. Yabancı şarapların serbest olarak süpemarketlerde ya da şarap dükkanlarında satılması yasaktır. Zaten, %400'lere yaklaşan gümrük vergileri sonucu çok yüksek fiyatlara ithal edilen bu şarapların alıcı kitlesi de oldukça sınırlıdır.

Rekabet eksikliğinin yanısıra, Türk şarapçılığının karşılaştığı önemli bir sorun, bağcılık ve şarapçılıkla ilgili kanunların, düzenlemelerin ve kurumların yetersizliğidir. Alkollü İçkiler Kanunu'nun şaraba ilişkin tebliği, 1954 tarihini taşımakta ve günün ihtiyaçlarına cevap vermemektedir. Şarapçılığı ciddiye alan her ülkenin, hangi bölgede hangi üzümlerin yetişeceği, bağ kurma ve bakım yöntemleri, üretim usulleri, alkol derecesi, hektar başına verim, şarabın kimyevi analiz değerleri gibi pekçok unsuru detaylı olarak belirleyen bir "Kökeni Kontrollü Adlandırma" sistemi mutlaka vardır. Türkiye'nin de ciddi bir şarap ülkesi olabilmesi için benzer bir uygulamaya geçmesi kaçınılmazdır.

Türk üreticisinin karşılaştığı sorunlar bu kadarla da kalmaz. Kaliteli üzüm bulma konusunda da büyük sıkıntı çekmektedirler. Bu da temel olarak şarap üreticisi ile bağ sahibinin farklı kişiler olmasından, bağcıların yeterince eğitilmemesinden ve istikrarsız fiyat politikalarından kaynaklanmaktadır. Bağcı ürettiği üzümü kiloyla sattığı için, verimi arttırmaya çalışmakta, şarap üreticisi ise üzümün kalitesine önem vermekte, ancak bunu kontrol edememektedir. Şaraplık üzüm yetiştiriciliğinin karlı olmadığı dönemlerde bağlar sökülmekte ve yerlerini mısır tarlaları ya da zeytinliklere bırakmaktadır. Bu durum, kaliteli üzüm olmadan kaliteli şarap üretmenin imkansızlığını bilen, ciddi şarap üreticilerini kendi bağlarını kurmaya yöneltmiştir.

Kanunlar ve kurumların zamana ayak uyduramamasına rağmen, Türkiye'de şarapçılık kendi kendiyle rekabet ettiği dinamik bir gelişim sürecine girmiştir. Bundan birkaç yıl öncesine kadar şarap etiketlerinde üzümlerin adlarını bile belirtmeyen üreticiler, şimdi yerli ve yabancı sepajların isimlerini etiketlerine gururla yazmakta, Anadolu üzümleriyle ilgili yaptıkları denemeler sonucunda ürettikleri varietal şarapları piyasaya sürmekte ve dünyaca ünlü asil sepajlardan şarap üretimi konusunda adeta yarış etmektedir.

Şarapta Yeni Yaklaşımlar
Türk şarapçılığı bugüne değin, binyıllar ötesinden taşıdığı mirasının kıymetini bilememiş olabilir. Ancak dinamik bir nüfusa sahip olan bu ülkede, şarapsever bir kitle yetişmektedir. Kaliteli şaraba sahip çıkan bu kitle, şarap üreticilerine daha iyisini yapma yönünde cesaret vermektedir.

Bundan binyıllar önce şarap, Yunanistan'a ve tüm Avrupa'ya Anadolu'dan yayılmıştır. Bugün Türkiye'nin yapması gereken, Anadolu topraklarının kokusunu ve tüm eski medeniyetlerin ruhunu taşıyan şarabını bir kez daha sınırlarının ötesine taşıyıp, dünya şarapseverlerine tanıtmaktır.
Şeyla Ergenekon


Tarih : 14 Kasım 2007 Çarşamba
Hit : 1942

Hazırlayan Mustafa Cirban